Bu yazı ilk olarak iklimriskleri.com’da yayımlanmış, Temmuz 2026’da güncellenerek taşınmıştır.
Orman yangınları, iklim değişikliğinin en yıkıcı akut fiziksel riskleri arasında yer alıyor. 2025 yazında Türkiye’de 53 ili etkileyen ve 17 can kaybına yol açan yangın sezonu ile Temmuz 2026’da İzmir Torbalı’da sanayi tesislerinin tahliyesine varan olaylar, bu riskin artık yalnızca ormanları değil; turizmden imalata, enerji altyapısından tedarik zincirlerine kadar tüm ekonomiyi ilgilendirdiğini gösterdi. Bu rehberde yangın-iklim ilişkisinin bilimsel temellerini, Türkiye’nin 2025-2026 yangın tablosunu, sanayi ve enerji tesisleri üzerindeki riskleri ve veri temelli erken uyarı ile TSRS raporlaması arasındaki bağlantıyı bir arada ele alıyoruz.
İklim Değişikliği ve Orman Yangınları Arasındaki Bilimsel İlişki
Küresel ısınma ve değişen iklim dinamikleri, orman yangınlarının davranış ve sıklığında önemli bir rol oynuyor. Artan sıcaklıklar, düşen nem oranları ve uzayan kurak dönemler, ormanlık alanları daha yanıcı hale getirerek yangın sezonlarını belirgin ölçüde uzatıyor. Son 35 yılda, birçok bölgede yangın mevsiminin baharda daha erken başlayıp sonbahara kadar sarktığı, önceki dönemlere kıyasla bir ay kadar uzadığı tespit edildi.
Bilimsel araştırmalar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle 1980’lerden itibaren “yakıt kuraklığının” arttığını ve 1984’ten bu yana kümülatif yanan orman alanının neredeyse iki katına çıktığını ortaya koyuyor. Isınan atmosfer, bitki örtüsünü kurutarak yanıcı malzeme miktarını yükseltiyor; kar erimesi ve yağış rejimlerindeki değişimler ise ormanları daha uzun süre kurak bırakarak yangınlara zemin hazırlıyor. Yapılan akademik çalışmalara göre, dünya genelinde uzun yangın mevsimlerine maruz kalan yanıcı alan büyüklüğü son yıllarda iki katına çıkmış durumda. Aynı zamanda sigorta sektörü verileri, son yirmi yılda “aşırı” orman yangınlarının sıklık ve yoğunluğunun iki kattan fazla arttığını doğruluyor. Bu tablo, iklim değişikliğinin orman yangınları için “yeni normal” yarattığını açıkça gösteriyor.

Dünyadan Mega Yangın Örnekleri
Kanada, 2023 yılında o güne dek görülmüş en yıkıcı orman yangını sezonunu yaşadı: Nisan-Ekim aralığında yaklaşık 15 milyon hektar orman alanı yandı; bu, 1989’daki en kötü sezonun iki katından fazlaydı. Ülkede dönem boyunca ortalama sıcaklıkların normalin 2,2°C üzerinde seyretmesi, aşırı kurak ve sıcak koşulları adeta bir “barut fıçısına” çevirdi. Benzer şekilde, Avustralya’nın 2019-2020 “Kara Yaz” döneminde 24 milyon hektardan fazla alan kül oldu. Bilim insanları, bu olağanüstü yangınların şiddet ve yaygınlığının insan kaynaklı iklim değişikliğiyle yakından bağlantılı olduğunu vurguluyor. Sibirya’dan Kaliforniya’ya, Amazonlar’dan Akdeniz havzasına kadar farklı ekosistemlerde yangın sezonlarının hem uzadığı hem de şiddetlendiği rapor ediliyor.
Türkiye’nin 2025-2026 Yangın Tablosu
Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer aldığından orman yangınlarına doğal olarak yatkın; ancak uzun dönem istatistikleri riskin yapısal olarak büyüdüğünü gösteriyor. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Mühendisliği tarafından derlenen verilere göre 1988-2000 döneminde yılda ortalama ~1.900 yangın görülürken, 2011 sonrasında bu ortalama ~2.700’e yükseldi. 2021 yazında Akdeniz ve Ege bölgelerindeki büyük yangınlarda yaklaşık 140.000 hektar alan kül olmuştu; 2023’te yanan alanın 15.000 hektar civarına gerilemesi ise yıldan yıla dalgalanmanın ne kadar büyük olabildiğini gösteriyor. Tek bir kurak ve rüzgârlı sezonun bilançoyu nasıl katlayabildiği, 2021’de olduğu gibi 2025’te de acı biçimde doğrulandı.
2025 sezonu ise Türkiye’nin yangın tarihine en ağır bilançolarından birini yazdırdı. Yangınlar 53 ilde etkili oldu; 17 kişi hayatını kaybetti, 96 kişi yaralandı, 50 binden fazla kişi tahliye edildi. En ağır olay 23 Temmuz 2025’te Eskişehir Seyitgazi’de yaşandı: 5 orman işçisi ve 5 AKUT gönüllüsünden oluşan 10 kişilik ekip, aniden yön değiştiren alevlerin arasında kalarak hayatını kaybetti. Facia, ekstrem koşullarda yangın davranışının ne kadar hızlı değişebildiğini ve müdahale ekiplerinin karşı karşıya olduğu riski gözler önüne serdi.
Yanan toplam alan konusunda ise hangi verinin neyi ölçtüğüne dikkat etmek gerekiyor; farklı kaynaklar farklı kapsamları raporluyor:
| Kaynak | Kapsam | 2025 verisi |
|---|---|---|
| OGM (Orman Genel Müdürlüğü) | Resmî kayıtlardaki orman alanı | 4.426 yangında ~49.769 hektar |
| Medya derlemeleri | Orman + kırsal alan toplamı | 80 binin üzerinde hektar |
| EFFIS (AB uydu izleme sistemi) | Uydudan tespit edilen tüm yanık alanlar | 162.188 hektar |
Aradaki fark bir çelişki değil, tanım farkıdır: OGM yalnızca orman rejimindeki alanları sayarken, medya derlemeleri kırsal ve tarımsal yangınları da toplar; EFFIS ise uydu görüntülerinden tespit edilen tüm yanık izlerini ölçer. Raporlamada hangi rakam kullanılıyorsa kaynağının ve kapsamının belirtilmesi bu yüzden şarttır. Not etmek gerekir ki EFFIS’e göre 2025, Avrupa Birliği genelinde de 1 milyon hektarın aşıldığı rekor bir yıl oldu.
2026 sezonu da erken ve aktif başladı. 26 Haziran’da Balıkesir, Antalya ve Çanakkale’de aynı gün yangınlar çıktı. 14-15 Temmuz 2026’da Muğla Milas’ta yaklaşık 850 hektarı etkileyen yangında oteller ve tatil siteleri dahil 1.120 kişi tahliye edildi. Hemen ertesi gün, 16 Temmuz’da İzmir Torbalı’da alevler sanayi bölgesine dayandı ve fabrikalar tahliye edildi. Bu son örnek, yangın riskinin sanayi tesisleri için ne kadar somutlaştığının altını çiziyor; bir sonraki bölümün konusu da tam olarak bu.
Sanayi ve Enerji Tesisleri İçin Somut Riskler
Şiddetli orman yangınları; fabrikalar, rafineriler veya enerji santralleri gibi tesislere doğrudan zarar verebilir, hatta tamamen yok olmalarına yol açabilir. Enerji ve yenilenebilir enerji yatırımları da bu riskin dışında değildir: Yangın dumanı ve ısı, güneş panellerinin verimini düşürebilir, enerji iletim hatlarında arızalara neden olabilir. Riskler yalnızca fiziksel hasarla da sınırlı değildir; yangınlar sebebiyle oluşan uzun süreli elektrik kesintileri, işletmeler için kesinti süreleri ve gelir kayıpları yaratır. Artan sigorta primleri ve bakım masrafları gibi dolaylı maliyetler de tabloya eklenir. Torbalı’da fabrikaların boşaltılması, bu zincirin — üretimin durması, siparişlerin gecikmesi, sigorta maliyetlerinin artması — Türkiye’de artık yaşanmış bir örneği olarak kayda geçti.
Rüzgar enerjisi santralleri gibi yenilenebilir projeler, orman yangını riskine karşı özel önlemler almayı gerektirir. Bir rüzgar santralinin işletme güvenliği, çevresindeki orman yangını tehlikesinin düzeyinden ciddi şekilde etkilenebilir. Saha ve iletim hatları için yangın riskini önceden analiz etmek; kuru ot ve yanıcı bitki örtüsünü temizleme, yangın söndürme ekipmanlarını hazır bulundurma gibi proaktif adımların planlanmasını sağlar. 2023’te dünya genelinde yaşanan büyük yangınların birçok güneş ve rüzgar projesini geçici olarak durdurması ya da verim kaybına uğratması, sürdürülebilir enerji yatırımlarında iklim dirençliliğinin neden kritik olduğunu göstermişti.
Finansal boyut da giderek büyüyor. Küresel ölçekte 2017-2021 arasında orman yangınlarının yol açtığı zararların, önceki beş yıla kıyasla dokuz kat artarak toplam 81,6 milyar ABD dolarına ulaştığı tahmin ediliyor. Bu nedenle orman yangınları, yatırımcılar tarafından ciddi bir finansal risk unsuru olarak görülüyor; TCFD gibi uluslararası çerçeveler, şirketlerin bu tür akut fiziksel riskleri tanımlamasını ve finansal planlamalarına dahil etmesini tavsiye ediyor. Sanayi ve üretim tesislerinden enerji altyapısına, varlıklarını yangın riskine karşı güvence altına almak isteyen kurumların bu riski ölçebilecek veri ve araçlara yönelmesi kritik hale geldi. UrClimate Score verileri bu ihtiyaca yanıt olarak orman yangını riskini mekânsal ve dönemsel boyutta skorluyor: Güvenilir meteorolojik ve topografik ham veriler yüksek doğruluklu algoritmalarla işlenerek belirli bir coğrafi nokta için yangın tehlikesi hesaplanıyor; bir yatırım lokasyonundaki mevcut tehlike ve farklı iklim senaryoları altında 2050’ye kadar beklenen risk seviyeleri yıl bazında sunulabiliyor. Mahalle düzeyine inebilen mekânsal çözünürlük ise risk değerlendirmesini tesis ölçeğinde anlamlı kılıyor.
Veri Temelli Yönetim, Erken Uyarı ve TSRS Raporlaması
Aşırı hava olaylarının arttığı yeni iklim gerçekliğinde, orman yangınlarının erken uyarı ve önleme mekanizmaları için gelişmiş veri analitiği kritik önem taşıyor. Uydu yangın algılama sistemleri, meteorolojik indeksler (ör. Yangın Hava Endeksi) ve gerçek zamanlı hava durumu tahminleri, yüksek riskli koşulları günler hatta haftalar öncesinden saptamayı mümkün kılıyor. NASA ve NOAA gibi kurumlarca sağlanan yangın hava tehlikesi tahminleri; sıcaklık, nem, rüzgâr ve toprak nemi verilerini anlık olarak izleyerek yangın çıkış olasılığını öngörebiliyor. Orta ve uzun vadede ise makine öğrenimi devreye giriyor: Bentivegna’nın (2024) Google Earth Engine tabanlı veri setleriyle geliştirdiği model, iklim, arazi ve bitki örtüsü parametrelerindeki değişime bağlı olarak yangın risk haritalarını düzenli biçimde güncelleyebiliyor. Mühendisler ve sürdürülebilirlik profesyonelleri, bu haritaları kullanarak acil durum planlamasını ve kaynak dağıtımını daha isabetli gerçekleştirebiliyor. Veri temelli erken uyarı sistemleri yangınların tamamen önüne geçemese de, zararın kapsamını ve can kayıplarını ciddi ölçüde azaltma potansiyeline sahip.
Raporlama tarafında ise Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS), şirketlerin iklim risklerini şeffaf ve nicel biçimde açıklamasını gerektiriyor. TSRS 2: İklimle İlgili Açıklamalar standardı uyarınca orman yangınları ani gelişen (akut) fiziksel riskler arasında sayılıyor; kurumsal varlıklar ve tedarik zincirleri üzerindeki olası etkilerin kısa, orta ve uzun vadeli zaman dilimlerinde değerlendirilmesi bekleniyor. Uygulama da olgunlaşıyor: KGK’nın süreyi 31 Ekim 2025’e uzatmasının ardından ilk TSRS raporları 2025 sonbaharında yayımlandı; THY’den Arçelik’e, VakıfBank’tan Türk Telekom’a raporlar KGK portalında kamuya açık. KGK’nın 16 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla kapsam eşikleri de güncellendi: 1 Ocak 2025 sonrası hesap dönemleri için aktif toplam 1 milyar TL, net satış 2 milyar TL ve 500 çalışan ölçütlerinden en az ikisini art arda iki dönem aşan şirketler raporlama kapsamında; bankalar ise büyüklüklerine bakılmaksızın kapsamda kalmaya devam ediyor. 2025 dönemi raporlarıyla birlikte sınırlı güvence denetiminin devreye girmesiyle, yangın gibi fiziksel risklere dair açıklamaların veriyle desteklenmesi daha da önem kazanıyor. Senaryo analizlerinde ise CMIP6 tabanlı iklim senaryoları hâlâ geçerli referans; yangın sezonunun ilerleyen yıllarda ne ölçüde uzayıp şiddetlenebileceği bu senaryolarla raporlara yansıtılabiliyor.
Tam bu noktada UrClimate Next, kurumsal iklim risk yönetimi için gereken veri altyapısını sağlıyor. Platform, yangın risk haritaları ve coğrafi bilgi sistemleri (GIS) entegrasyonu sayesinde varlık lokasyonlarının harita üzerinde işaretlenmesine ve her bir varlığın yangın tehlikesinin takibine imkân tanıyor. Yüksek çözünürlüklü uydu verileri, geçmiş yangın kayıtları ve iklim projeksiyonlarını bütünleştiren sistem, kısa, orta ve uzun vadeli risk seviyelerini nesnel bir skorla ifade ediyor. TSRS uyumlu raporlama için de kritik girdiler üretiyor: Örneğin “en kötü senaryo” altında bir tesis için ortaya çıkabilecek zarar tutarı ya da operasyonel kesinti tahminleri, riskin finansal boyutunu somutlaştırıyor. Böylece yöneticiler; yangın söndürme altyapısını güçlendirmek, tesisleri yangına dayanıklı malzemelerle modernize etmek veya riskli sezonlarda operasyonel önlem almak gibi kararları veriye dayanarak planlayabiliyor.
Sonuç
Orman yangınları, iklim değişikliğinin en yakıcı tezahürlerinden biri olarak karşımızda duruyor: Bilim, yangın sezonlarının uzadığını ve şiddetlendiğini net biçimde ortaya koyuyor; Türkiye’nin 2025-2026 deneyimi ise riskin ormandan turizme ve sanayiye taştığını gösteriyor. Şirketler açısından bu riskin yalnızca farkında olmak artık yetmiyor; erken uyarı sistemlerinden yararlanmak, varlık bazında riski ölçmek ve TSRS gibi standartlar çerçevesinde şeffaf biçimde raporlamak gerekiyor. Veri temelli bu yaklaşım, hem yasal uyumu hem de iklim dirençliliğini aynı anda güçlendiriyor. Önümüzdeki sezonlara hazırlık; tesis çevresindeki yanıcı örtünün yönetiminden tahliye planlarına, sigorta kapsamının gözden geçirilmesinden erken uyarı sistemlerinin devreye alınmasına kadar bugünden atılabilecek adımlarla başlıyor.
