Bu yazı ilk olarak iklimriskleri.com’da yayımlanmış, Temmuz 2026’da güncellenerek taşınmıştır.
📌 Kurumsal çözüm: TSRS 2 için fiziksel iklim riski verisi, senaryo analizi ve rapor-hazır çıktılar — TSRS İklim Riski Raporlaması hizmet sayfamız.
İklim değişikliğinin yol açtığı fiziksel riskler – örneğin şiddetli hava olayları, aşırı sıcaklık dalgaları, seller ve uzun vadeli iklim kaymaları – işletmeler için giderek daha kritik bir gündem maddesi haline geliyor. Bu riskler şirketlerin varlıklarına doğrudan zarar verebilir, tedarik zincirlerini aksatabilir ve finansal performanslarını ciddi ölçüde etkileyebilir. Dolayısıyla fiziksel iklim risklerini anlamak ve yönetmek, sürdürülebilirlik stratejilerinin merkezinde yer almalıdır. Nitekim günümüzde sürdürülebilirlik raporlaması, bir işletmenin iklim değişikliğine karşı ne kadar kırılgan veya dirençli olduğunu ortaya koyan bir “röntgen” işlevi görüyor. İklim risklerini şeffaf biçimde raporlayan şirketler; yatırımcılar, müşteriler ve düzenleyiciler nezdinde güven kazanarak uzun vadeli başarı şansını artırıyor. Bu bağlamda, işletmelerin fiziksel iklim risklerini düzenli olarak raporlaması hem paydaşların bilinçli kararlar alması için hayati önem taşır hem de şirketlerin bu riskleri proaktif biçimde yönetmesini teşvik eder.
TSRS ve Küresel Standartlar Karşılaştırması
TSRS’nin Fiziksel İklim Riski Yaklaşımı
Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS), Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlere yönelik geliştirilmiş ulusal bir sürdürülebilirlik raporlama çerçevesidir. 29 Aralık 2023’te yayımlanıp 1 Ocak 2024 itibarıyla yürürlüğe giren TSRS, belirli büyüklükteki şirketler için iklimle ilgili finansal açıklamaları zorunlu hale getirmiştir. TSRS’nin ikinci standardı olan TSRS 2: İklimle İlgili Açıklamalar, işletmelerin iklim değişikliğinden kaynaklanan risk ve fırsatları nasıl yönettiklerini detaylı biçimde raporlamalarını şart koşar. Bu kapsamda TSRS 2, özellikle fiziksel iklim risklerine (ör. sel, fırtına, kuraklık gibi olaylar) odaklanarak şirketlerin kısa, orta ve uzun vadede iklime bağlı maruziyetlerini değerlendirmelerini ister. TSRS ayrıca şirketlere bu riskleri yönetmeleri için yerel düzeyde rehberlik etmeyi amaçlayan, yönlendirme odaklı bir yapıya sahiptir: sektör bazlı uygulama rehberi, 68 alt sektör için iklimle ilgili açıklama ve metriklere dair detaylı yol gösterici bilgiler sunmakta, her sektörün kendine özgü fiziksel risklerini nasıl ölçüp raporlayacağına dair somut öneriler getirmektedir.
Uygulama kapsamı ise 2026 başında önemli bir revizyondan geçti. KGK’nın 16 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla TSRS eşikleri iki katına çıkarıldı: 1 Ocak 2025 ve sonrası hesap dönemleri için aktif toplam 1 milyar TL, yıllık net satış hasılatı 2 milyar TL ve 500 çalışan ölçütlerinden en az ikisini art arda iki hesap döneminde aşan şirketler raporlama kapsamındadır (önceki eşikler 500 milyon TL / 1 milyar TL / 250 çalışandı). Eşik artışı kapsamı daraltırken kritik bir istisna korunuyor: bankalar, büyüklüklerine bakılmaksızın TSRS kapsamında kalmaya devam ediyor. Kapsama girip girmediğini yeniden hesaplayan şirketlerin, 2025 ve 2026 raporlama planlarını bu yeni eşiklere göre güncellemesi gerekiyor.
İlk Raporlar Yayımlandı: Teoriden Uygulamaya
TSRS artık kâğıt üzerinde bir çerçeve değil. KGK’nın 2024 dönemi raporları için süreyi 31 Ekim 2025’e uzatmasının ardından ilk TSRS raporları 2025 sonbaharında yayımlandı; THY’den Arçelik’e, VakıfBank’tan Türk Telekom’a ilk raporlar KGK portalında kamuya açık durumda. İlk uygulama yılında tanınan esneklikler – karşılaştırmalı bilgi sunma muafiyeti ve ilk iki yıl Kapsam 3 sera gazı emisyonlarını açıklamama imkânı – şirketlerin raporlama sistemlerini kademeli olarak kurmasına alan açtı. Güvence tarafında da takvim işliyor: 2024 dönemi raporlarının büyük bölümü güvence denetiminden geçmeden yayımlanırken, 2025 dönemi raporlarıyla birlikte sınırlı güvence denetimi devreye giriyor; 2026 böylece TSRS raporlarının bağımsız güvenceyle tanıştığı yıl olarak işliyor. KGK tarafından yetkilendirilen sürdürülebilirlik denetçileri eliyle yürüyen bu yerel validasyon mekanizması, raporlanan fiziksel iklim riski verilerinin doğruluğunu artırarak TSRS raporlarının hem düzenleyiciler hem de yatırımcılar gözündeki kredibilitesini güçlendiriyor.
Küresel Standartların Fiziksel Risk Kapsamı ve Metodolojisi
Küresel çapta en yaygın kabul gören iklim riski raporlama çerçevelerinin başında TCFD (Task Force on Climate-related Financial Disclosures) ve ISSB’nin standartları gelmektedir. TCFD, iklimle ilgili riskleri iki ana kategoriye ayırarak tanımlar: fiziksel riskler ve geçiş riskleri. Fiziksel riskler, iklim değişikliğinin doğrudan etkileri olup akut (ani gelişen) kasırga, sel, aşırı fırtına gibi olayları veya kronik (uzun vadeli) ortalama sıcaklık artışı, deniz seviyesinin yükselmesi, yağış rejimlerindeki kalıcı değişimler gibi süreçleri kapsar. TCFD, şirketlerin bu fiziksel risklere maruziyetini ve bunlara karşı dayanıklılık stratejilerini değerlendirmelerini tavsiye eder. Özellikle senaryo analizi kullanılarak farklı iklim senaryoları altında şirket stratejilerinin ne kadar dayanıklı olduğunun raporlanması, TCFD’nin öne çıkardığı bir metodolojidir. Böylece yatırımcılar ve paydaşlar, şirketin olası en kötü fiziksel risk senaryolarına karşı hazırlık düzeyini görebilirler.
2023 yılında Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB) tarafından yayımlanan IFRS S2: İklimle İlgili Açıklamalar standardı, TCFD’nin önerilerini küresel bir raporlama standardı haline getirmiştir. IFRS S2, şirketlerin iklimle bağlantılı fiziksel ve geçiş risklerini tıpkı finansal veriler gibi şeffaf, karşılaştırılabilir ve tutarlı biçimde raporlamasını zorunlu kılar. Bu standart, TCFD’nin dört temel unsurunu (Yönetişim, Strateji, Risk Yönetimi, Metrikler ve Hedefler) bünyesine entegre ederek şirketlerden şu bilgileri açıklamasını bekler: iklim değişikliğinin iş modeline ve finansal duruma etkileri, fiziksel risk ve fırsatların tanımlanması, bu risklere karşı alınan önlemler ve iklim dirençliliğinin (şirket stratejisinin farklı iklim senaryolarındaki dayanıklılığı) değerlendirilmesi. Örneğin bir şirket; kritik tesislerinin sel veya aşırı sıcaklık riskine ne derece maruz olduğunu, bu riskleri azaltmak için hangi önlemleri aldığını ve iş planının 2°C veya 4°C’lik bir küresel ısınma senaryosunda nasıl etkileneceğini açıklamalıdır. ISSB’nin yaklaşımı finansal materyalite odaklıdır; iklim risklerinin işletmenin nakit akışları, varlık değerleri veya kârlılığı üzerindeki etkisine odaklanılır. Bu yönüyle IFRS S2 (ve ISSB standartlarını esas alan TSRS) raporlaması, yatırımcı perspektifine uygun bir iklim riski görünümü sunar.
Avrupa’da Yön Değişimi: Omnibus Sonrası CSRD
Küresel tabloyu tamamlayan üçüncü sütun, Avrupa Birliği’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) ve ESRS standartlarıydı — ve bu sütun 2026’da köklü biçimde yeniden çizildi. Bir yılı aşkın müzakerenin ardından Omnibus I Direktifi (EU) 2026/470, 18 Mart 2026’da yürürlüğe girdi: CSRD artık yalnızca 1.000’den fazla çalışanı ve 450 milyon Euro üzeri cirosu olan şirketleri kapsıyor; borsaya kote KOBİ’ler tamamen kapsam dışına çıktı. Yeni kapsam 2027 mali yılından itibaren işleyecek (ilk raporlar 2028’de). Türkiye merkezli gruplar için eşik, AB’de 450 milyon Euro ciro (ve 200 milyon Euro üzeri iştirak/şube cirosu); bu gruplar için ilk raporlama 2028 mali yılı için 2029’da yapılacak. İçerik tarafında ESRS veri noktalarında yüzde 70’in üzerinde azaltım öngörülüyor, revize ESRS’nin Haziran 2026’ya kadar yayımlanması bekleniyor ve sektörel ESRS iptal edildi; makul güvence hedefi kaldırılarak sınırlı güvence kalıcı hale geldi. Kapsam daralsa da Türk ihracatçıları için değer zinciri baskısı bitmedi: AB’li müşteriler, 1.000 çalışan altındaki tedarikçilerinden artık en fazla VSME (gönüllü KOBİ standardı) düzeyinde veri isteyebilecek — iklim riski metrikleri bu çekirdek setin içinde yer alıyor. CSRD’nin eski, geniş kapsamına göre kurgulanmış uyum planlarının bu yeni dengeye göre gözden geçirilmesi gerekiyor.
Güncel Karşılaştırma: TSRS, IFRS S2 ve CSRD Tek Tabloda
| Boyut | TSRS | IFRS S2 (ISSB) | CSRD / ESRS (Omnibus sonrası) |
|---|---|---|---|
| Kapsam (Temmuz 2026) | Aktif 1 milyar TL / net satış 2 milyar TL / 500 çalışan ölçütlerinden ikisi, art arda iki dönem; bankalar eşiğe bakılmaksızın kapsamda | Ülkelerin mevzuatına aktarımıyla bağlayıcı; TSRS’nin temelini oluşturur | 1.000+ çalışan ve 450 milyon Euro üzeri ciro; yeni kapsam 2027 mali yılından itibaren |
| Materyalite | Finansal materyalite (ISSB temelli) | Finansal materyalite | Çifte materyalite |
| Fiziksel risk yaklaşımı | TSRS 2: akut/kronik riskler, senaryo analizi, 68 alt sektörlük uygulama rehberi | Akut/kronik riskler, senaryo analizi, iklim dirençliliği açıklaması | ESRS E1; veri noktalarında %70’in üzerinde sadeleştirme, revize ESRS Haziran 2026’ya kadar bekleniyor |
| Güvence | Sınırlı güvence, 2025 dönemi raporlarıyla devreye giriyor | Standart düzeyinde güvence şartı yok; yerel otoriteye bağlı | Sınırlı güvence kalıcı; makul güvenceye geçiş kaldırıldı |
| Türkiye’deki şirket için anlamı | Zorunlu ulusal çerçeve | TSRS üzerinden zaten uygulanıyor | Yalnızca büyük AB bağlantılı gruplar; diğerlerine en fazla VSME düzeyinde tedarik zinciri talebi |
TSRS’nin Sunduğu Avantajlar
TSRS, küresel standartlardan yararlanılarak oluşturulmuş olmakla birlikte, yerel bağlama uygunluk ve uygulamada kolaylık sağlayan bazı avantajlar sunmaktadır. Öncelikle TSRS, ISSB’nin IFRS S1 ve S2 standartlarını esas alarak geliştirildiği için uluslararası normlarla uyum içindedir. Bu sayede TSRS’ye göre raporlama yapan bir şirketin açıklamaları, küresel piyasalarda da anlaşılabilir ve geçerli sayılmaktadır. Ancak TSRS bunun ötesinde Türkiye’ye özgü öncelikleri de dikkate alır.
Örneğin, TSRS 2 ile getirilen metrik ve açıklamalar, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamındaki Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), AB Emisyon Ticaret Sistemi ve AB Taksonomisi gibi düzenlemelerle de uyumlu olacak şekilde tasarlanmıştır. Türkiye’de bu alanlarda yürürlüğe girmesi beklenen ulusal düzenlemeler göz önüne alınarak belirlenen hedefler ve açıklama yükümlülükleri, şirketlerin tek seferde birden çok regülasyona uyum sağlamasına yardımcı olur. Omnibus sonrası CSRD kapsamının daralması bu avantajı daha da belirginleştirdi: birçok Türk şirketi için TSRS raporu, AB’li müşterilerin VSME düzeyindeki değer zinciri taleplerini karşılamada güçlü bir omurga işlevi görebilir.
TSRS’nin bir diğer avantajı, detaylı yol haritaları ve rehber dokümanlarla uygulamayı desteklemesidir. Sektör spesifik kılavuzlar sayesinde, örneğin bir enerji şirketi ile bir tarım firmasının maruz kaldığı fiziksel iklim risklerinin farklı olduğu gerçeği dikkate alınarak her birine uygun metrikler önerilmiştir. Bu da şirketlerin “Ne raporlayacağım?” sorusuna somut cevaplar bulmasını ve belirsizliğin azalmasını sağlar. TSRS ayrıca kademeli bir geçiş süreci öngörmüş, ilk yıllardaki muafiyet ve esnekliklerle şirketlerin kapasitesini adım adım geliştirmesine imkân tanımıştır. Son olarak, KGK tarafından yetkilendirilen denetçiler eliyle yürütülen sürdürülebilirlik güvence denetimi, ilk raporlama döngüsünün ardından fiilen devreye girerek TSRS raporlarının kalitesini güvence altına almaktadır. Tüm bu avantajlar sayesinde TSRS, Türkiye’deki işletmelerin fiziksel iklim risklerini yerel koşullara en uygun şekilde raporlamasına olanak tanırken, onları küresel raporlama pratiğiyle de entegre etmektedir.
UrClimate Next’in Katkısı
Fiziksel iklim risklerinin etkin yönetimi, büyük ölçüde doğru veri ve projeksiyonlara zamanında erişebilmekle mümkündür. Hem TSRS kapsamında hem de küresel standartlara göre raporlama yaparken şirketlerin güvenilir iklim verisine ihtiyaç duyduğu noktada, geliştirdiğimiz UrClimate Next önemli bir boşluğu dolduruyor. UrClimate Next, hızlı ve valide edilmiş iklim projeksiyon verilerini doğrudan sürdürülebilirlik uzmanlarına, yatırımcılara ve şirket yöneticilerine sunan bir platformdur. İklim risk analizini genellikle karmaşık ve zaman alıcı kılan veri toplama sürecini tek noktada basitleştirir; dünya genelindeki hava olaylarını ve iklim verilerini gelişmiş analitik yöntemlerle tek bir platformda bir araya getirir. Bu sayede kullanıcılar, farklı kaynaklardan veri derlemek yerine gerçek zamanlı ve bölgesel iklim risk göstergelerine ulaşabilir, iklimi yakından takip ederek doğru risk yönetimi kararları alabilir.
Platformun öne çıkan bir özelliği, bilimsel olarak güvenilir ve yüksek çözünürlüklü iklim öngörülerini kullanıcı dostu biçimde sunmasıdır. Kapsamlı tarihsel veriler, ileri düzey iklim modellemeleriyle birleştirilerek belirli bir bölge veya varlık için gelecekte beklenen iklim eğilimleri ortaya konur. Örneğin, Türkiye’de belirli bir üretim tesisinin önümüzdeki 20 yılda karşılaşabileceği ortalama sıcaklık artışı, aşırı yağış frekansı ya da kuraklık riski gibi göstergeler birkaç tıkla erişilebilir hale gelir. Bu veriler validasyon süreçlerinden geçirilerek sunulduğu için karar alıcılar tarafından güvenle kullanılabilir. Platform; harita tabanlı görselleştirmeler, risk skorlamaları ve senaryo bazlı analiz araçlarıyla donatılmıştır. Nitekim tarihsel hava durumu verilerini işleyerek geliştirdiğimiz UrClimate Score sistemi, pek çok meteorolojik tehlike için lokasyon bazlı risk skorları üretmektedir. Bu tür skorlar ve haritalar, belirli bir bölgenin geçmişten geleceğe izlediği trendi somut biçimde göstererek fiziksel risklerin sayısallaştırılmasını mümkün kılar; örneğin yatırım planlanan bir lokasyonda dolu fırtınalarının sıklığındaki artış trendi öngörülebilir ve bu bilgi yatırım kararlarını şekillendirmede kullanılabilir.
UrClimate Next, sürdürülebilirlik uzmanları ve şirket yöneticileri için TSRS raporlamasında ihtiyaç duyulan fiziksel risk verilerini zahmetsizce sağlar. Aynı zamanda yatırımcılar ve kredi verenler için de değerli bir araçtır; bir portföydeki şirketlerin veya teminatların coğrafi konumlarına göre maruz kalabilecekleri iklim risklerini objektif verilere dayanarak değerlendirme olanağı sunar — bu ihtiyacın finans sektöründeki karşılığını bankacılık sayfamızda ayrıntılı ele alıyoruz. Özellikle TSRS ve TCFD gibi standartların talep ettiği senaryo analizleri ve iklim dirençliliği değerlendirmeleri, UrClimate Next’in sağladığı projeksiyon verileriyle çok daha hızlı ve güvenilir şekilde yapılabilir. Senaryo tarafına güncel bir not düşelim: iklim modellemesinde CMIP7 nesli başlamış ve ilk model çıktıları 2026 ortasından itibaren yayımlanıyor olsa da, TCFD/ISSB ve CSRD uyumlu senaryo analizlerinde CMIP6 hâlâ geçerli referans; veri sağlayıcıların CMIP7’ye geçişinin 2027-2028’i bulması bekleniyor. Bu geçişi müşterilerimiz adına biz yönetiyoruz — şirketler bugün CMIP6 tabanlı senaryolarla (ör. 2030 veya 2050 için iyimser ve kötümser patikalar) TSRS 2’nin istediği iklim dirençliliği açıklamalarını güvenle hazırlayabilir.
Sonuç
Fiziksel iklim risklerinin yönetimi, artık şirketlerin vazgeçilmez bir sorumluluğu haline gelmiştir. Bu riskleri doğru anlamak ve şeffaf biçimde raporlamak, hem yasal uyum hem de rekabetçilik açısından kritik faydalar sağlar. TSRS ve küresel raporlama standartları birbirini tamamlayıcı şekilde kullanılabilir: TSRS, Türkiye’ye özgü düzenleyici gereklilikleri karşılayarak yerel uyumu sağlarken, ISSB’nin küresel standartları uluslararası paydaşların beklentilerine hitap eden bir çerçeve sunar. Omnibus sonrası dönemde bu iş bölümü daha da netleşti: CSRD’nin daralan kapsamı birçok şirketi doğrudan yükümlülükten çıkarırken, TSRS Türkiye’de zorunlu omurga olmaya devam ediyor. Şirketler TSRS’ye uygun raporlama yaparken GRI veya ESRS gibi çerçevelere de referans vererek çifte önemlilik perspektifini gözetebilir; böylece tek bir entegre rapor, birden fazla platformda kabul görecek içerik barındırabilir. Bunun getirisi; yeşil finansa daha kolay erişim, yatırımcı ve müşteri nezdinde itibar artışı ve uluslararası iş ortaklıklarında uyum avantajıdır.
Elbette, standartlar ne kadar iyi olursa olsun, karar vericilerin ihtiyaç duyduğu şey eyleme dönük içgörülerdir. İlk TSRS raporlarının yayımlandığı ve sınırlı güvence denetiminin devreye girdiği bu dönemde, raporlanan her rakamın arkasında savunulabilir veri olması her zamankinden daha önemli. UrClimate Next gibi gelişmiş iklim analitiği araçları, TSRS ve küresel standartların ortaya koyduğu çerçevenin hayata geçirilmesini hızlandıran bir değer önerisi sunar: karar alıcılar, karmaşık iklim projeksiyonlarını hızlıca analiz ederek somut aksiyon planları geliştirebilir. İklim risklerinin yönetimini bir yükümlülükten ziyade geleceğe yatırım olarak gören şirketler, sürdürülebilirlik yarışında bir adım öne geçecektir. Bu şirketler için fiziksel iklim risklerini raporlama süreci, sadece uyum sağlama değil; değişen iklim koşullarında işlerini dayanıklı ve fırsatlara açık kılmanın anahtarıdır.
